10 Ağustos 1920: Sevr Antlaşması’nın imzalanması
30 Ağustos 1922: Dumlupınar (Başkomutanlık) Meydan Savaşı’nın Zaferi
Kahrolsun ABD-AB Emperyalistlerinin Yeni Sevr Planları,
Yaşasın Türk ve Kürt Halklarının İkinci Kurtuluş Savaşı!

Kardeşler!
Satıldık! Uyanın!
Bundan 88 yıl önce, Sakarya (Başkomutanlık) Meydan Savaşı ve Kuvayimilliye şehitleri sayesinde kazandığımız Bağımsızlığımız elden gidiyor. Uyanın!
İnönü Savaşlarıyla, Sakarya Zaferiyle, Dumlupınar’la kazandığımız Cumhuriyet elden gidiyor. Uyanın!
Kardeşler!
Ulusların tarihlerinde, hiç unutamayacakları olaylar ve tarihler vardır. Kimi olaylar, olumlu ya da olumsuz biçimde, o ulusun geleceğini belirlendirir. Olayların kimisi o ulusun gurur duyduğu, coşkuyla andığı, kutladığı; kimisi nefretle, hüzünle, acıyla hatırladığı günler olur…
İşte bugün, Türk ve Kürt Halklarının gururla, sevinçle, coşkuyla kutladığı ve kutlamakta haklı olduğu, 30 Ağustos 1922 tarihli Sakarya (Başkomutanlık) Meydan Savaşı’nın 88’inci yıldönümü.
Ağustos ayı aynı zamanda bize 10 Ağustos 1920 tarihli Sevr Antlaşması’nı de hatırlatıyor.
O Sevr ki; Osmanlı’nın ölüm fermanı, tarih sahnesinden silinişinin antlaşmasıdır.
Sevr Antlaşması’yla, Türk ve Kürt Halklarının, yine bir Ağustos ayında, 26 Ağustos 1071’de Malazgirt Savaşı’yla ortak vatan yaptıkları topraklar, Batılı büyük emperyalist devletlerin açık sömürgesi durumuna düşürülmüştür. İşte o yüzden de Sevr’i nefretle ve öfkeyle hatırlıyoruz
 
Kardeşler!
Her ölüm, bir doğum; her yenilgi, bir zafer demektir.
Bundan tam 90 yıl önce Osmanlı’ya imzalattırılan Sevr Antlaşması Osmanlı’nın ölümü ise; 30 Ağustos Zafer Bayramı ise Türkiye Cumhuriyeti’nin doğumudur!

Nedir Sevr?
“10 Ağustos 1920 tarihinde imzalanmış olan bu anlaşmanın giriş bölümün­de, bu tarihten başlamak üzere Türkiye ile İtilâf Devletleri arasındaki düşman­ca hareketlerin yerini “uzun ve sağlam bir barışın alacağı” ifade edilmektedir,
“Ancak, Sevr Anlaşması barış yerine, Avrupa’yı yeni bir savaşa sürüklemiş ise, bunun nedeni, bu anlaşmanın Türkiye’nin elinden son politik ve ekonomik bağımsızlık umudunu da alması olmuştur.
“Sevr Anlaşması, uluslararası ilişkilerde “sağlam ve uzun vadeli ba­rış” çağının simgesi değil, tersine, sadece emperyalist işgal politikasının baş tacı olmuştur.”
Sevr: “Dünya savaşının amaçlarından biri olarak, Sevr Anlaşması ile son duası ya­pılmış olan Türkiye’nin bölüşülmesi…”dir. (Stefanos Yerasimos, Kurtuluş Savaşı’nda Türk-Sovyet İlişkileri 1917-1923, Boyut Kitapları, s. 572-576)
Sevr: “Tür­kiye’yi ve Türk halkının politik ve ekonomik bağımsızlığını Avrupa’nın büyük devletlerine teslim eden (…) Anlaşma”dır. (Stefanos Yerasimos, agy, s. 501)
İşte Sevr, budur!
Kim söylüyor bunları?
30 Aralık 1922 tarihinde, Lozan Doğu Sorunları Konferansı’na katılan Rusya-Ukrayna-Gürcistan Heyeti, yani başında Bolşevik Partisi’nin ve O’nun Önderi Lenin’in bulunduğu ülkenin heyeti...
Ya Birinci Kuvayimilliye’nin Önderi Mustafa Kemal ne diyordu Sevr için?
“Efendiler, Mondros Ateşkes Anlaşması’ndan sonra, düşman devletler tarafından Türkiye’ye dört defa barış şartları teklif edilmiştir. Bunların birincisi, Sévres taslağıdır. Bu taslak hiçbir görüşmenin ürünü olmayıp İtilâf Devletleri tarafından Yunan Başvekili Mösyö Venizelos’unda katılmasıyla düzenlenmiş ve Vahdettin’in hükümeti tarafından 10 Ağustos 1920’de imza edilmiştir.
“Bu taslak, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce tartışılmaya değer bile sayılmamıştır.
“(…)
“(…) Türk milletine karşı, yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sévres Antlaşması ile tamamlandığı sanılmış büyük bir suikast (…)” (Kemal Atatürk, Nutuk 1919-1927, Atatürk Araştırma Merkezi, s. 506-518)
(…) Sévres Antlaşması Türk milleti için (…) uğursuz bir idam kararnamesidir (…)”(Kemal Atatürk, Nutuk 1919-1927, Atatürk Araştırma Merkezi, s. 422)
Sevr, tam da budur!
O yıllarda Sevr’i savunabilecek kimsenin alnı karışlanırdı Birinci Kuvayimilliyecilerce. Kimse cesaret edemezdi böyle bir şerefsizliğe. Oysa bugün, AB’nin kucağında “Dincilik” oynayan Fethullah Gülen İblisinin gazetesi “Zaman”ın yazarı Mustafa Armağan,18 Temmuz 2010 tarihli yazısında, tarihsel gerçeklikleri tersyüz ederek: “Sevr bir ‘Barış Projesi’ydi” diye yazacak cesareti bulabiliyor…

Kardeşler!
Ya 30 Ağustos nedir?
Bunu da Rusya Sovyet Federatif Sosyalist (RSFSC) Dışişleri Halk Komiser Yardımcısı I. Karahan’ın, Türkiye Komiserler Şurası Başkanı Rauf Bey’e 3 Eylül 1922 tarihli telgrafından okuyalım isterseniz:
“Türk ulusunun Yunan ordusunu kesin bir biçimde yendiği haberini aldım. Bundan dolayı en samimi tebriklerimizin kabulünü dilerim. Ordunuzun zaferlerinin yalnız Türk ulusunu sevindirmekle kalmayıp, Rus ulusunu da aynı derecede sevindirdiğini bilmenizi isterim. Önderi Mustafa Kemal’in olağanüstü askeri-politik dehası ile yönetilen Türk halkı, birkaç yıldan beri Avrupa emperyalizmine karşı yağma edilmiş Türkiye, yine de Avrupa devletlerinin zorbalıklarına karşı direnecek gücü bulabilmiştir. Ölüm kalım kavgasını sürdürerek bağımsızlığını savunan Türkiye’nin bu savaşta kaybetmesi de düşünülemezdi.
“(…)
“Son yıllarda bunca felakete, yağmalara, yıkımlara, acılara dayanan Türk milleti en kısa zamanda barışa kavuşmaya ve savaşın açtığı yaraların sarılmasına layıktır.
“Türkiye’yi selamlayan Rusya, bugünün yakın olmasını ümit ediyor.” (Stefanos Yerasimos, agy, s. 467)
Bu konuyu bir de, Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti (RSFSC) Dışişleri Halk Komiseri Çiçerin Yoldaş’ın, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti Dışişleri Komiseri Yusuf Kemal’e gönderdiği 14 Ekim 1922 tarihli telgraftan okuyalım:
“(…) şahsınızda kardeş Türk milleti­ni selamlamaktan ve Türk milletini, başta büyük önder, Mareşal Mus­tafa Kemal Paşa olmak üzere parlak ve kahramanca zaferlerinden dolayı kutla­maktan büyük bir mutluluk duymaktayım.”          (Stefanos Yerasimos, agy, s. 512)
İşte bundan 88 yıl önce Sovyet Hükümeti ve Sovyet Halkları, Kurtuluş Savaşı’mızın en son ve en önemli Savaşını ve Zaferini böyle kutluyorlardı.
Ama ne yazık ki, bugün biz bu zaferin yıldönümünü gerçek anlamda kutlayamıyoruz. Çünkü o zaferin yerinde yeller esiyor… O Zaferle kazandığımız Bağımsızlığımız ABD ve AB Emperyalistlerine terk edilmiş durumda. Onların yarısömürgesi, açık pazarı haline dönüşmüş durumdayız. Başımızdaki iktidarlar, Birinci Kuvayimilliye’ye de karşı, Sakarya Zaferi’ne de karşı… Kuvayimilliyecilere de düşman, Mustafa Kemal’e de düşman.
İşte o yüzden dur durak bilmeksizin saldırıyorlar Türk Ordusu’nun Mustafa Kemal gelenekli paşalarına, subaylarına Ergenekon maskeli saldırılarıyla…
Yetinmiyorlar: Bilim insanlarımıza (İlmiye Sınıfımıza) saldırıyorlar alçakça.
Yetinmiyorlar; namuslu, yurtsever Yargı mensuplarına saldırıyorlar.
Saldırıyorlar ha babam, Antiemperyalistlere, Yurtseverlere, Mustafa Kemalcilere…
Çünkü onları kendi aşağılık çıkarlarının önünde en büyük engel olarak görüyorlar.
Çünkü Tayyipgiller Yeni Sevr’in savunucuları…

Kardeşler!
Yerli Finans-kapitalistlerin yüzde yüz ilk hükümeti olan Demokrat Parti’nin Genel Başkanı ve Başbakan Adnan Menderes şöyle diyordu yıllar önce Kurtuluş Savaşı’mız için:
“İstiklal Savaşı diyorsunuz. Pekâlâ, üç ayda bitebilirdi. Bunun yıllarca uzatılmasında Mustafa Kemal’in yerleşme ihtirası…” (Yakup Kadri Karaosmanoğlu’ndan Aktaran: Şevket Süreyya Aydemir, Menderes’in Dramı, Remzi Kitabevi, s. 199)
Bugün onların siyasi devamcıları “Sevr bir ‘Barış Projesi’ydi” deme cüretini gösterebiliyor.
Dün Birinci Kuvayimilliye’yle güzel yurdumuzdan kovduğumuz Batılı işgalci emperyalistleri, bugün F. Gülen İblisi, A. Gül ve T, Erdoğan gibileri alkışlıyorlar. Onların kardeş ve mazlum Irak, Afganistan, Halkına karşı giriştikleri işgali onaylıyorlar. Onların askerlerinin sağ salim ülkelerine dönmeleri için “Allaha” dua ediyorlar.
İşte bu duruma düştük, düşürüldük Finans-Kapitalistler ve Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfı ve onların siyasi plandaki temsilcileri olan; A. Menderesler, S. Demireller, N. Erbakanlar, A. Türkeşler, T. Çillerler, M. Yılmazlar, D. Bahçeliler, Tayyipgiller tarafından…

Kardeşler!
Satıldık. Uyanın
Yarın Kuvayimilliye’ye de karşı çıkacaklar.
Niçin Kardeşler?
Çünkü, yerli-yabancı Parababaları, bir CIA planı olan “Yeşil Kuşak Projesi”yle Türkiye Cumhuriyetini bir “Ilımlı İslam” Cumhuriyetine dönüştürdüler.
Gün Tayyipgiller’in günü.
Gün; Damat Feritler’in, Rıza Tevfikler’in, Ali Kemaller’in devamcılarının günü.
Gün; Vahdettinler’in devamcılarının günü…

Kardeşler!
Bu böyle gitmez!
İşte Halkın Kurtuluş Partisi, bunun böyle gitmemesi için var!
Kurtuluş Partisi, Birinci Kuvayimilliye’nin, Sakarya’nın, Dumlupınar’ın, Cumhuriyetin, Laikliğin Bağımsızlığın savunucusudur.
Kurtuluş Partisi; Mustafa Kemal’in önderliğindeki Birinci Kurtuluş Savaşı’nı (Ulusal Kurtuluşu), Kuvayimilliye Komutanı, Devrim Ustası Hikmet Kıvılcımlı’nın Teorisi ve Pratiği ışığında; İşçi Sınıfımız önderliğindeki İkinci Kurtuluş Savaşı’yla, Sosyal Kurtuluşla, Demokratik Halk İktidarıyla taçlandıracaktır. 30 Ağustos 2010

Sakarya Zaferi, Sevr’in İnkârıdır!
Sakarya Zaferi, Sevr’in Parçalanıp Atılmasıdır!
Sakarya Zaferi, Mazlum Türk ve Kürt Halklarının Batılı Emperyalistlere Karşı Zaferidir!
Yaşasın Yeni Sevr’e Karşı İkinci Kurtuluş Savaşı’mız!

HALKIN KURTULUŞ PARTİSİ
GENEL MERKEZİ
Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn